Batman'da Asri Mezarlık'ta yaşanan ve üç kişinin hayatını kaybettiği, iki kişinin de yaralandığı silahlı saldırı, toplum olarak hepimizi derinden üzdü. Daha önce başlayan husumetin böylesine kanlı bir şekilde sonuçlanması, sadece güvenlik boyutuyla değil, toplumsal açıdan da üzerinde düşünülmesi gereken bir tabloyu ortaya koydu.
Bu tür acı olayların ardından insanın aklına ister istemez geçmiş geliyor. Eskiden bölgemizde rûspîler vardı. Kürtçe "rûspî" kelimesi Türkçede "yüzü ak, alnı açık, saygın, ileri gelen ve bilge kişi" anlamına gelir. Rûspî olmak sadece yaşça büyük olmak değil; toplumun güvenini kazanmış, sözüne itibar edilen, adaleti ve sağduyusuyla örnek gösterilen kişi olmaktı.
İki aile arasında bir kırgınlık ya da husumet başladığında rûspîler hemen devreye girerdi. Tarafları aynı sofrada buluşturur, günlerce, haftalarca, gerekirse aylarca uğraşır, küslüklerin büyümesine izin vermezlerdi. Barış sağlanıncaya kadar çaba gösterir, aileleri Kur'an-ı Kerim'in altında buluşturur, el sıkıştırır ve düşmanlıkların son bulmasına vesile olurlardı. Onlar için önemli olan kimin haklı olduğundan çok, kan dökülmeden barışın sağlanmasıydı.
Bugün ise en büyük sorunlardan biri, rûspîlerin sayısının giderek azalması ve onların yerini doldurabilecek yeni isimlerin yetişmemesidir. Toplumun sözüne itibar ettiği, tarafsızlığına güvendiği, herkesin kapısını rahatlıkla çalabildiği insanlar artık eskisi kadar görünmüyor. Bu boşluk doldurulamadığında ise küçük anlaşmazlıklar büyüyor, öfke sağduyunun önüne geçebiliyor.
Bu noktada sadece kanaat önderlerine değil, sivil toplum kuruluşlarına, meslek odalarına, din görevlilerine ve siyasilere de önemli sorumluluklar düşüyor. Toplumsal barış sadece güvenlik güçlerinin veya yargının omuzlarına bırakılabilecek bir konu değildir. Husumetlerin büyümeden önlenmesi için toplumun her kesiminin sorumluluk alması gerekir. Sessiz kalındığında ya da "Beni ilgilendirmez" anlayışı hakim olduğunda, sorunlar çözümsüzlüğe mahkûm oluyor.
Bir başka gerçek ise kültürel yozlaşmadır. Eskiden büyüklerin sözü dinlenir, aileler çocuklarına saygıyı, sabrı ve hoşgörüyü öğretirdi. Bugün ise teknolojinin, sosyal medyanın ve bireyselleşmenin etkisiyle birçok geleneksel değer zayıflıyor. Büyük-küçük arasındaki saygının azalması, tahammül kültürünün gerilemesi ve öfkenin daha kolay dışa vurulması toplumsal ilişkileri olumsuz etkiliyor.
Bunun yanında, son yıllarda giderek daha fazla konuşulan madde bağımlılığı da göz ardı edilmemesi gereken önemli toplumsal sorunlardan biridir. Bağımlılık; bireyin muhakeme yeteneğini, öfke kontrolünü ve sağlıklı karar verme becerisini olumsuz etkileyebiliyor. Bunun yanında aile bağlarının zayıflaması, eğitimden kopuş ve toplumsal değerlerin aşınması gibi etkenler de gençlerin sağlıklı bir sosyal çevrede yetişmesini zorlaştırıyor. Elbette her şiddet olayını tek bir nedene bağlamak doğru değildir. Ancak bu sorunların bir araya gelmesi, toplumsal huzuru tehdit eden riskleri artırmaktadır.
Batman'da yaşanan mezarlık saldırısının önlenip önlenemeyeceğini bugün kesin olarak söylemek mümkün değil. Ancak husumet ilk başladığında taraflar bir araya getirilebilse, toplumun sözü dinlenen isimleri daha fazla inisiyatif alabilseydi, belki de bugün üç can toprağa verilmemiş olacaktı. Bu ihtimal bile barış kültürünün ne kadar önemli olduğunu göstermeye yetiyor.
Toplum olarak yeniden barış kültürünü güçlendirmeye ihtiyacımız var. Rûspîlerin, kanaat önderlerinin, sivil toplum kuruluşlarının, din görevlilerinin, siyaset kurumunun ve devlet yöneticilerinin ortak çabası, husumetlerin büyümeden son bulmasına katkı sağlayabilir. Aynı zamanda ailelerin çocuklarına saygıyı, sevgiyi, hoşgörüyü ve birlikte yaşama kültürünü yeniden güçlü şekilde aktarabilmesi büyük önem taşıyor. Çünkü gerçek büyüklük, kavgayı körüklemek değil; kırılan gönülleri onarmak, düşmanlığı dostluğa çevirebilmektir.
Batman'da yaşanan acı olayda hayatını kaybeden vatandaşlara Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Temennimiz, bu son olsun. Hiçbir anne evladını, hiçbir çocuk babasını, hiçbir aile de sevdiklerini husumetlerin kurbanı olarak toprağa vermesin. Barışın konuşulduğu, toplumsal dayanışmanın güçlendiği ve saygı kültürünün yeniden hakim olduğu bir gelecek, hepimizin ortak sorumluluğu ve ortak temennisidir.