Rüstem Garzanlı (Ağrak)
Köşe Yazarı
Rüstem Garzanlı (Ağrak)
 

Neden büyük zulümler Mahkeme-i Kûbra’ya erteleniyor?

Evvela Allah’ın hukukuna tecavüz, insanların hukukuna tecavüz ve nefsin hukukuna tecavüz olmak üzere zulüm üçe ayırılır. Kişi inancında bazı şeyleri Allah yerine ikame ederek veya amelinde başka şeyleri gözeterek hareket ederse şirke düşer. Şirk ise ayetin mealen ifadesiyle “büyük bir zulümdür.” 1 Başkasının gıybetini yapmak, aleyhinde söz taşımak veya malını çalmak gibi durumlar insana yapılan zulme birer örnektir. Günahlara dalmak, Allah’ın verdiği organları, duyguları ve hisleri yaratılış gayelerine aykırı kullanmak ise nefse zulümdür. Kısaca haram dairesinde yapılan bütün işler zulümdür. Şu var ki, insan bu dünyada işlediği zulümlerin cezasını ahirette çekeceği için, yaptığı bütün gayrimeşru işlerde kendi aleyhine çalışmış, kendi nefsine zulmetmiş olur. Altıncı Söz’de geçen “En kıymettar aletleri en kıymetsiz yerlere sarf edip nefsine zulmettin” cümlesi bu gerçeği ders vermektedir. Dünyada âhiret namına bir imtihan geçiren insana, cüz’î irade verilmesi ve işlerine müdahale edilmemesi, bu imtihanın bir gereğidir. Yoksa Nuh tufanında arza ve semâya verilen emirler gibi her varlığa da emir verilmiş olsa idi, bu dünyada hiç kimse haram işleyemez, zulme giremezdi. O takdirde, insan kendi iradesini şerre sarf etmekten menedilmiş olacak ve bu dünya imtihanında ister istemez sadece hayır işleyecekti. O zaman Ebubekirler ile Ebu Cehiller ayni safta yer alacaklardı. Akla şöyle bir soru gelebilir, bazen zulümler ve zalimler dünyada karşılık görmüyor, zalim de mazlum da bir karşılık görmeden ölüp gidiyorlar. Mazlümün hakkı ne olacak? Konuyu Bediüzzaman Said Nursî hazretlerinden dinleyelim: “Nasılki küçük kabahatleri işleyenlerin, nahiyelerde cezaları verilir. Büyük kabahatleri de büyük mahkemelere gönderilir. Öyle de: Ehl-i imanın ve has dostların hükmen küçük hataları, çabuk onları temizlemek için kısmen dünyada ve süraten verilir. Ehl-i dalaletin cinayetleri, o kadar büyüktür ki: Kısacık hayat-ı dünyeviyeye cezaları sığışmadığından, mukteza-yı adalet olarak âlem-i bekadaki mahkeme-i kübraya havale edildiği için, ekseriyetle burada cezaya çarpılmıyorlar.” 2 Demek ki ehl-ı dalalettin cinayetleri o kadar büyüktür ki kısacık dünya hayatı o cezayı zaman kaldırmaya yetmediği için ahirette bırakılıyor. Cezanın karşılığı orada görülüyor. Ayet-i Kerim’de “Kim zerre miktar hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür. Kim de zere miktar şer işlemişse onu ( karşılığını)görür”3, diye ihtar ediilmiştir. Vesselâm. Rüstem Garzanlı 3.11.2023 1-Lokman Suresi, Ayet 13-/2- Lem’alar, Onuncu Lem’a s. 55/ 3-Zilzal Suresi, Ayet 7-8
Ekleme Tarihi: 04 Kasım 2023 - Cumartesi
Rüstem Garzanlı (Ağrak)

Neden büyük zulümler Mahkeme-i Kûbra’ya erteleniyor?

Evvela Allah’ın hukukuna tecavüz, insanların hukukuna tecavüz ve nefsin hukukuna tecavüz olmak üzere zulüm üçe ayırılır. Kişi inancında bazı şeyleri Allah yerine ikame ederek veya amelinde başka şeyleri gözeterek hareket ederse şirke düşer. Şirk ise ayetin mealen ifadesiyle “büyük bir zulümdür.” 1

Başkasının gıybetini yapmak, aleyhinde söz taşımak veya malını çalmak gibi durumlar insana yapılan zulme birer örnektir. Günahlara dalmak, Allah’ın verdiği organları, duyguları ve hisleri yaratılış gayelerine aykırı kullanmak ise nefse zulümdür. Kısaca haram dairesinde yapılan bütün işler zulümdür. Şu var ki, insan bu dünyada işlediği zulümlerin cezasını ahirette çekeceği için, yaptığı bütün gayrimeşru işlerde kendi aleyhine çalışmış, kendi nefsine zulmetmiş olur. Altıncı Söz’de geçen “En kıymettar aletleri en kıymetsiz yerlere sarf edip nefsine zulmettin” cümlesi bu gerçeği ders vermektedir. Dünyada âhiret namına bir imtihan geçiren insana, cüz’î irade verilmesi ve işlerine müdahale edilmemesi, bu imtihanın bir gereğidir. Yoksa Nuh tufanında arza ve semâya verilen emirler gibi her varlığa da emir verilmiş olsa idi, bu dünyada hiç kimse haram işleyemez, zulme giremezdi. O takdirde, insan kendi iradesini şerre sarf etmekten menedilmiş olacak ve bu dünya imtihanında ister istemez sadece hayır işleyecekti. O zaman Ebubekirler ile Ebu Cehiller ayni safta yer alacaklardı. Akla şöyle bir soru gelebilir, bazen zulümler ve zalimler dünyada karşılık görmüyor, zalim de mazlum da bir karşılık görmeden ölüp gidiyorlar. Mazlümün hakkı ne olacak?

Konuyu Bediüzzaman Said Nursî hazretlerinden dinleyelim: “Nasılki küçük kabahatleri işleyenlerin, nahiyelerde cezaları verilir. Büyük kabahatleri de büyük mahkemelere gönderilir. Öyle de: Ehl-i imanın ve has dostların hükmen küçük hataları, çabuk onları temizlemek için kısmen dünyada ve süraten verilir. Ehl-i dalaletin cinayetleri, o kadar büyüktür ki: Kısacık hayat-ı dünyeviyeye cezaları sığışmadığından, mukteza-yı adalet olarak âlem-i bekadaki mahkeme-i kübraya havale edildiği için, ekseriyetle burada cezaya çarpılmıyorlar.” 2

Demek ki ehl-ı dalalettin cinayetleri o kadar büyüktür ki kısacık dünya hayatı o cezayı zaman kaldırmaya yetmediği için ahirette bırakılıyor. Cezanın karşılığı orada görülüyor. Ayet-i Kerim’de “Kim zerre miktar hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür. Kim de zere miktar şer işlemişse onu ( karşılığını)görür”3, diye ihtar ediilmiştir. Vesselâm.

Rüstem Garzanlı

3.11.2023

1-Lokman Suresi, Ayet 13-/2- Lem’alar, Onuncu Lem’a s. 55/ 3-Zilzal Suresi, Ayet 7-8

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kurtalangazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.