?>

Kurtalan’ın Kırmızı Pos Bıyıklı Aristokratı: Reşit Amca

Selim Toprak

2 saat önce

Kurtalan küçük bir ilçeydi… Herkes birbirini tanır, kimin nerede doğduğunu, kimin hangi evin çocuğu olduğunu bilirdi. Ama bazı insanlar vardı ki, onları tanımak için Kurtalanlı olmaya bile gerek yoktu. Bir kez görmeniz yeterdi. Merhum Reşit Eren, nam-ı diğer “Kurtalanlı Reşite Binofi”, işte böyle bir insandı. Onu bir kez görenin hafızasından silmesi kolay değildi. Kırmızıya çalan pos bıyıkları, her zaman özenli ve temiz kıyafetleri, kendine has duruşu ve elinden eksik etmediği piposuyla Kurtalan sokaklarında yürürken, sanki küçük ilçemizin içinden çıkıp gelmiş eski bir İstanbul beyefendisi, hatta Aydın aristokratlarından biri gibiydi. Bugün bize sıradan gelebilecek nice ayrıntı, o yılların Kurtalan’ında başlı başına bir farklılıktı. Düşünün… Henüz kimsenin pipo içmediği bir dönemde, Reşit Amca piposuyla yürürdü. Ama onu farklı kılan yalnızca piposu değildi. Onu farklı kılan, taşıdığı ağırlıktı. Kıyafetiyle şıklığı, konuşmasıyla nezaketi, insanlara yaklaşımıyla saygınlığı vardı. O, kendisini başkalarından üstün gören biri değildi. Tam tersine, insanlara verdiği değerle büyüyenlerdendi. Kurtalan’ın o küçük dünyasında herkes onu tanır, herkes ona ayrı bir saygı duyardı. Çünkü bazı insanlar vardır; makamları olmaz, unvanları olmaz, servetleriyle anılmazlar. Ama bir ilçenin hafızasına isimlerini bırakırlar. Reşit Eren de onlardan biriydi. Bir insan, bir dönemin fotoğrafıdır Bugün Kurtalan’ın sokaklarında dolaşan yeni kuşak, belki Reşit Amca’yı hiç tanımıyor. Onun kırmızı pos bıyığını, piposunu, şık giyimini, ağırbaşlı yürüyüşünü ve kendine has tavrını bilmiyor. Bu yüzden geçmişin insanlarını anlatmak yalnızca bir hatıra paylaşmak değildir. Bu, bir şehrin kaybolan hafızasını geleceğe taşımaktır. Çünkü şehirler yalnızca binalardan, caddelerden, dükkânlardan oluşmaz. Şehirleri şehir yapan; o sokaklardan geçen insanlardır. Bir kahvede oturan esnaf… Çarşıdan geçen öğretmen… Çocukların başını okşayan yaşlı… Akşamüstü evine dönen işçi… Ve piposunu tüttürerek ağır ağır yürüyen, kırmızı pos bıyıklı bir Kurtalan beyefendisi… Bunların her biri bir dönemin sessiz tanığıdır. Reşit Amca da benim için Kurtalan’ın kaybolmaması gereken yüzlerinden biridir. Yeni kuşak bilsin diye… Ben bir Kurtalan sevdalısıyım. Doğduğum ilçenin geçmişine, insanlarına, sokaklarına ve hatıralarına karşı kendimi sorumlu hissediyorum. Çünkü insan doğduğu yere yalnızca doğum belgesiyle bağlı değildir. Bazen bir insanın doğduğu topraklara vicdani bir borcu vardır. Benim borcum da biraz budur. Bugün hayatta olmayan büyüklerimizi hatırlamak, onların güzel taraflarını anlatmak, isimlerini yeni kuşaklara taşımak… Belki küçük bir şey gibi görünebilir. Ama inanıyorum ki, hafıza dediğimiz şey tam da böyle korunur. Bir insan anlatılır. Sonra o insanı hiç tanımamış bir genç, onun hikâyesini öğrenir. Ve yıllar sonra o genç, kendi çocuklarına anlatır. İşte böylece bir insanın ömrü, ölümünden sonra da devam eder. Reşit Amca’nın ömrünü de biraz olsun böyle yaşatmak istiyorum. Kurtalan’ın o eski sokaklarında piposunu tüttürerek yürüyen, kırmızı pos bıyıklı, temiz giyimli, ağırbaşlı, zarif ve sevilen o güzel insanı… Mame Reşit’i saygıyla, özlemle ve rahmetle anıyorum. Belki bugün birçok kişi onu hatırlamıyor. Ama ben biliyorum ki bir ilçenin gerçek tarihi, yalnızca kitaplarda yazanlardan ibaret değildir. Bazen bir ilçenin tarihi; bir adamın bıyığında, bir piponun dumanında, bir ceketin zarafetinde, bir selamın sıcaklığında ve insanların gönlünde bıraktığı izde saklıdır. Mame Reşit de Kurtalan’ın o güzel, renkli ve unutulmaz izlerinden biriydi. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Benim için onu yazmak, sadece bir insanı anlatmak değil… Doğduğum Kurtalan’a olan vicdani borcumun küçük bir parçasını ödemektir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI