?>

Siyaset Topluma mı Hizmet Ediyor, Yoksa Toplum Siyasete mi?

Tahir Eren

7 saat önce

Bugünkü sistemde ahlaklı siyaset yapılabilir mi?

Siyaset, en basit tanımıyla toplumun ortak yaşamını düzenleme sanatıdır. Ancak tarih boyunca siyaset yalnızca iktidarı elde etme mücadelesi olarak görülmemiş, aynı zamanda ahlak, adalet ve toplumun geleceği üzerine yürütülen en önemli tartışmalardan biri olmuştur.
Antik Yunan filozofu Platon, siyaseti bilgelerin yönetmesi gereken bir alan olarak görüyordu. Ona göre devlet, adalet üzerine kurulmalıydı. Öğrencisi Aristoteles ise insanı “politik bir varlık” olarak tanımlayarak siyasetin amacının iyi ve erdemli bir toplum oluşturmak olduğunu savundu.
Daha sonra Niccolò Machiavelli, siyaseti ahlaktan bağımsız değerlendirerek iktidarın korunmasını ön plana çıkardı. Jean-Jacques Rousseau, halk iradesinin egemen olması gerektiğini söylerken, Karl Marx siyaseti sınıflar arasındaki güç mücadelesinin bir aracı olarak değerlendirdi. Max Weber ise siyaseti güç ve sorumluluk arasında hassas bir denge kurma sanatı olarak tanımladı.
Sosyoloji açısından bakıldığında siyaset, yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Devlet ile toplum arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu belirleyen temel mekanizmadır. Sağlıklı bir siyaset güçlü kurumlar oluşturur; zayıf siyaset ise toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir.
Her siyasetçi seçim meydanlarına hizmet vaatleriyle çıkar. Daha iyi eğitim, daha güçlü ekonomi, daha adil hukuk ve daha kaliteli yaşam sözü verir. Ancak seçimlerden sonra çoğu zaman şu soru gündeme gelir:
Siyaset topluma mı hizmet ediyor, yoksa toplum siyasetçiye mi hizmet ediyor?
Demokratik ülkelerde ideal olan, siyasetçinin halkın hizmetkârı olmasıdır. Güç, halktan alınan geçici bir emanettir. Fakat siyaset kişisel çıkarın, makamın ve partizanlığın önüne geçtiğinde roller değişmeye başlar. Bu kez halk, siyasetçinin geleceğini koruyan bir araca dönüşebilir.
Siyaset, insanları yönetme sanatıdır; ahlak ise doğru ile yanlışı ayırt etme ölçüsüdür. İdeal olan, bu iki kavramın birbirini tamamlamasıdır. Ancak tarih boyunca siyaset ile ahlak arasındaki ilişki çoğu zaman gerilimli olmuştur.
Sokrates, erdemsiz insanların devleti yönetmesinin toplumu felakete sürükleyeceğini savunuyordu. Ona göre iyi insan olmadan iyi yönetici olunamazdı.
Platon, devletin ancak bilgili ve erdemli kişiler tarafından yönetildiğinde adil olacağını düşünüyordu. “Filozof krallar” fikri, ahlak ile siyasetin birleşmesini amaçlıyordu.
Avrupa ülkelerinde siyasal sistemler kusursuz değildir. Ancak kurumsallaşmış demokrasi, güçlü denetim mekanizmaları, bağımsız yargı ve hesap verebilirlik kültürü siyasetçilerin keyfi davranmasını büyük ölçüde sınırlar. Belediye başkanından bakana kadar birçok siyasetçi, küçük bir usulsüzlük nedeniyle bile görevini bırakabilmektedir.
Türkiye'de ise siyaset daha çok lider merkezli yürümektedir. Parti sadakati zaman zaman liyakatin önüne geçebilmekte, kutuplaşma ise toplumun ortak sorunlarını geri plana itebilmektedir. Böyle bir ortamda siyaset, çözüm üretmek yerine kimlikler üzerinden yürütülen tartışmalara sıkışabilmektedir.
Siyasetçilerin taciz, rüşvet, yolsuzluk gibi skandalları ile çıkar için parti değiştirmeleri siyasetçi için normal gibi görünse de oy vermiş parti tabanına yapılan yanlışlar kabul edilecek düzeyde değildir. Ayrıca toplum gözünde güvenlerini zedelemektedir.
Siyaset, insanları yönetme sanatıdır; ahlak ise doğru ile yanlışı ayırt etme ölçüsüdür. İdeal olan, bu iki kavramın birbirini tamamlamasıdır. Ancak tarih boyunca siyaset ile ahlak arasındaki ilişki çoğu zaman gerilimli olmuştur.
Sokrates, erdemsiz insanların devleti yönetmesinin toplumu felakete sürükleyeceğini savunuyordu. Ona göre iyi insan olmadan iyi yönetici olunamazdı.
Platon, devletin ancak bilgili ve erdemli kişiler tarafından yönetildiğinde adil olacağını düşünüyordu. “Filozof krallar” fikri, ahlak ile siyasetin birleşmesini amaçlıyordu. Kürt siyasetine baktığımızda kendini yenilemediği gibi üretemeyen bir rolde görüyoruz. Mazlum durumunu kabullenmiş gibi görünüyor. Kürt halkının yüzlerce sorunlarını çözme pratiği ile halk ile yüzleşmek yerine Mecliste dile getirmek daha kolay geliyor. Mecliste sorunları dile getirmek grup başkanlarının görevi. Ya diğerleri? Halk içinde olmaları, halkçı siyasetçi kimliğine daha yakışacağını kabul etmeleri gerekir.
Kürt siyasetinin son yarım yüzyılda önemli bedeller ödediği inkâr edilemez. Çok sayıda siyasetçi tutuklandı, partiler kapatıldı ve demokratik siyaset alanı zaman zaman daraldı. Bu koşullar siyasal üretkenliği de mutlaka etkilemiştir.
Çözüm süreci başarıya ulaşırsa geleneksel Kürt siyasetçileri bu siyaset pratiği ile tabanlarını kaybetme riski taşıyacaklarını görmeliler. Mağduriyet üzerinde alınan oyların mağduriyet giderildikten sonraki durumu meçhul görünüyor. Değişim kaçınılmazdır. Laf üreten eski siyasetçi profilinin yerine liyakatlı, üreten kadrolara yerini bırakacak gibi görünüyor. Kürt siyasetçilerine şu soruyu da sormak gerekir. Yalnızca hak ve özgürlük taleplerini dile getirmekle mi yetinmeli, yoksa eğitim, ekonomi, istihdam, kadınların güçlenmesi, gençlerin geleceği, yerel yönetim kalitesi ve sosyal kalkınma gibi alanlarda da daha güçlü projeler de geliştirebilmeli midir?
Birçok seçmenin kimlik mücadelesi ile beraber beklentisi ikinci yöndedir. Kimlik mücadelesi önemini korurken, günlük yaşamı iyileştirecek somut politikalar üretmek de siyasetin temel görevidir. Yerel yönetimlerde şeffaflık, liyakat, katılımcılık ve hizmet kalitesi konusunda başarılı örnekler ortaya koyabilmek, toplumun güvenini artıracaktır.
Yerel yönetim kadrolarına baktığımızda bilgi, birikim yani liyakat konusunda önde görünmediği gibi sorunları çözme yönünde gerçekten bu halka cevap olma konusunda uzak görünüyorlar.
Toplumun değerleri zayıfladığında, çıkar ilişkileri normalleştiğinde ve hesap sorma kültürü gelişmediğinde kötü siyasetçiler güç kazanabilir. Öte yandan uzun yıllar kutuplaştırıcı ve çıkar odaklı siyaset yapan yöneticiler de toplumun ahlaki ve demokratik kültürünü olumsuz etkileyebilir.
Yani siyasetçi ile toplum arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. İyi toplum daha iyi siyasetçiler yetiştirir; iyi siyasetçiler de daha güçlü kurumlar ve daha bilinçli vatandaşlar oluşturur.
Siyaset, yalnızca seçim kazanma sanatı değildir. Gerçek siyaset; ahlaklı olmak ve adalet üretmek, hukuku güçlendirmek, yoksulluğu azaltmak, gençlere umut vermek ve insanların onurlu bir yaşam sürmesini sağlamaktır.
Toplumun görevi alkışlamak değil, denetlemek; siyasetçinin görevi ise yönetmek değil, hizmet etmektir.
Unutulmamalıdır ki güçlü liderlerden daha önemli olan, güçlü kurumlar ve bilinçli vatandaşlardır. Çünkü demokrasiler kişilerle değil, hesap verebilir yönetim anlayışıyla ayakta kalır. Siyasetin gerçek başarısı ise iktidarda ne kadar kaldığıyla değil, toplumun yaşamını ne kadar iyileştirdiğiyle ölçülür. Ahlaklı siyaset zemini oluşturmak için güçlü hukuk sistemi, bağımsız denetim kurumları, özgür basın ve bilinçli vatandaşlar ile mümkün olur. Hesap sorulmayan yerde en erdemli insan bile zamanla güç karşısında değişebilir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI