?>

Kültürlerin Kavşağında Garzan

Tahir Eren

5 saat önce

Garzan Çayı boyunca uzanan topraklara baktığımızda yalnızca bir ovanın, bir suyun ve birkaç yerleşim merkezinin hikâyesini görmeyiz. Burada, binlerce yılın birbirine eklenerek oluşturduğu büyük bir uygarlık tarihi vardır. Garzan, adeta Mezopotamya ile Anadolu arasında kurulmuş doğal bir köprü; farklı halkların, inançların, devletlerin ve kültürlerin karşılaştığı bir kavşaktır.
Bugün Garzan Çayı’nın kıyılarında yükselen höyükler, aslında toprağın altında saklı büyük bir geçmişin sessiz tanıklarıdır. Arkeolojik araştırmalar, Garzan Havzası’nda çok sayıda höyük ve eski yerleşim bulunduğunu ortaya koyuyor. Garzan-Bothan araştırmalarında daha önce bilinen arkeolojik alanlara yenilerinin eklendiği, höyüklerin önemli bölümünün MÖ 3. binyıldan İslam dönemlerine kadar uzanan farklı dönemlere ait olduğu belirtiliyor. Neolitik ve Kalkolitik dönemlere ait daha eski tabakaların ise yer yer Garzan Çayı’nın taşıdığı alüvyonların altında kalmış olabileceği düşünülüyor.
Bu nedenle Garzan’ın her höyüğü yalnızca bir toprak yığını değildir. Her biri açıldığında başka bir çağın kapısını aralayabilecek birer tarih kitabıdır. Toprağın altında yatan binlerce yıllık hikâyedir.
Garzan’ın tarihini tek bir kavim veya tek bir devlet üzerinden okumak mümkün değildir. Bölge, coğrafi konumu nedeniyle Mezopotamya, İran, Anadolu ve Yukarı Dicle havzaları arasındaki hareketliliğin tam merkezinde yer aldı.
Akadlar, Hurri toplulukları, Asurlular, Medler, Persler, Helenistik dünyalar, Romalılar ve daha sonraki Bizans, İslam ve Orta Çağ siyasi oluşumları bu geniş coğrafyanın tarihsel katmanlarında izler bıraktılar. Emeviler, Abbasiler ve Mervaniler dönemleri de Garzan ve çevresinin tarihsel dokusunda önemli yer tutar.
Erzen-Garzan bölgesi, Batman ile Siirt arasında tarihî yerleşimlerin yoğunlaştığı önemli bir alanı oluşturur. Araştırmalarda Garzan Ovası’nın kuzey ve güneyinde, Yanarsu Vadisi boyunca çok sayıda tarihî yerleşmenin bulunduğu ortaya konuluyor. Erzen’den Garzan’a uzanan ve yıllarca süren bir tarihin devamı Kurtalan ile devam eder.
Garzan’ın hikâyesi yalnızca antik çağlarla sınırlı değildir. Orta Çağ’da bölge, Erzen adıyla önemli bir yerleşim ve siyasi merkez olarak karşımıza çıkar.
Bugün yörede “Xırap Bajar” olarak anılan kalıntılar, geçmişteki Erzen yerleşiminin izlerini taşımaktadır. Garzan Çayı’nın çevresindeki bu tarihî dokunun önemli bir bölümü ise zaman, tarımsal faaliyetler, yapılaşma ve definecilik gibi insan kaynaklı tahribatlarla karşı karşıyadır.
Bu nedenle Garzan’da bugün gördüğümüz şey aslında geçmişin tamamı değildir. Gördüğümüz, geçmişten geriye kalabilmiş kısmıdır.
Toprağın altında ise henüz okunmamış tarihten sayfalar vardır.
Garzan tarihini yalnızca arkeolojik kazılarla anlamak da mümkün değildir. Bölgenin yakın tarihine ilişkin sözlü anlatılar, aşiret hafızası, dengbêjlik geleneği ve aile arşivleri de bu büyük tarihin parçalarıdır.
Zoq mirlerinin bölgede hüküm sürdüğü 1800 ile 1900 dönemlerine ilişkin anlatılar, Garzan’ın yerel siyasi tarihinde önemli bir hafıza alanı oluşturur. Daha sonraki dönemlerde Pencenarî aşiretinden Bişar ve Cemil kardeşlerin bölgede etkili olduklarına dair yerel anlatılar da bu tarihsel hafızanın bir parçasıdır.
Garzan Çayı bugün hâlâ akıyor. Bu bölgenin tanığı ve uygarlıkların sahipleri, Garzan Çayı boyunca kümelenmiş tarihe tanıklık etmek için gömülü bir şekilde duruyor.
Suyun aktığı yerde hayat devam ediyor. Garzan Çayı, Garzan’ın verimli topraklarına can suyu olmaya devam ediyor.
Ve o suyun kıyısındaki höyükler, tarihe tanıklık etmek için binlerce yıldır sessizce gün yüzüne çıkmayı bekliyor.
YAZARIN DİĞER YAZILARI