İnsan dünyaya yalnızca yaşamak için gelmez; nasıl yaşayacağını, başkalarına nasıl davranacağını, iyilik ile kötülük arasında nasıl bir tercih yapacağını da öğrenmek zorundadır. Ahlak, insanın bu yolculuğunda doğru ile yanlışı, adalet ile haksızlığı, dürüstlük ile yalanı ayırt etmesini sağlayan değerler bütünüdür.
İnsanın gerçek değeri sahip olduklarıyla değil, sahip olduklarını nasıl kullandığıyla ölçülür. Ahlak, yalnızca emir ve yasaklardan oluşmaz; insanın içinde gelişen vicdan, sorumluluk ve karakterdir. Kimsenin görmediği yerde hakkı gözetmek, emanete sahip çıkmak, güçsüzü ezmemek ve kendimize yapılmasını istemediğimiz kötülüğü başkasına yapmamak, ahlakın gerçek sınavıdır.
Bugün siyasetten ticarete kadar ahlak sorunu vardır. Vahşi kapitalizm ahlaki değerleri aşındırmıştır. İnsanlar büyük bir güven sorunu yaşıyorlar. Ahlakın olmadığı bir toplumda yaşamak, sıkıntıların en büyüğüdür.
İnsanların önünde iyi görünmek kolaydır. Asıl mesele, kimse görmediğinde de doğru kalabilmektir. Çünkü korkudan kaçınmak başka, vicdanından dolayı kötülük yapmamak başkadır. Ahlak, vicdanla birleştiğinde karaktere dönüşür.
Ahlak, insanın inancını davranışlarına yansıtmasının temel yollarından biridir. İlahi dinler, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam gibi İbrahimî geleneklerde adalet, doğruluk, merhamet, sorumluluk ve insan hakkı önemli ahlaki değerler arasında yer alır.
İlahi dinlerde olduğu gibi beşerî sistemlerde de ahlaklı yaşama şekline vurgu yapılmaktadır.
Yahudilikte On Emir; öldürmemek, çalmamak, yalan yere şahitlik etmemek ve başkasının hakkına göz dikmemek gibi temel ilkeler ortaya koyar. Hristiyanlıkta sevgi, bağışlama, merhamet ve komşuya karşı sorumluluk öne çıkar. Hz. İsa’nın öğretilerinde insanlara sevgi ve merhametle yaklaşmak önemli bir yere sahiptir.
İslam’da ise ahlak hem Allah ile hem de insanlarla olan ilişkilerin temel unsurlarındandır. Kur’an’da adalet, doğruluk, emanete riayet, yardımlaşma ve merhamet üzerinde durulur. “Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı…” emri, ahlaki hayatın temel ilkelerinden birini ifade eder.
Bu açıdan ilahi dinlerin ortak mesajlarından biri açıktır:
İnanç, davranışa dönüşmediğinde anlamını eksiltir.
İbadet eden fakat haksızlık yapan, dua eden fakat başkasının hakkını yiyen, kutsal değerlerden söz ederken insanlara zulmeden kişinin ahlaki tutarlılığı sorgulanır. Çünkü inancın gerçek değeri, insanın davranışlarında ve başkalarının hakkına gösterdiği saygıda ortaya çıkar.
Ahlaklı insan iyi bir inandır. Ahlaklı insan iyi bir Müslümandır. Ahlaklı insan iyi bir Hristiyan, iyi bir Yahudi'dir.
Ezidi inancında hak, doğruluk ve bağlılık en temel erdemler arasında yer alır. İnsanın özünde dürüst olması ve sözüne sadık kalması beklenir.
Beşerî sistemlerde ahlak, insanın ve toplumun birlikte yaşayabilmesini sağlayan doğru, adil ve sorumlu davranışlar bütünüdür.
Ahlakın olmadığı yerde güç ve çıkar öne çıkar; ahlakın olduğu yerde ise güven, adalet, vicdan ve toplumsal dayanışma gelişir.
Siyasetçi verdiği sözü tutmuyorsa, kamu kaynaklarını kişisel çıkar için kullanıyorsa; işveren emeğin hakkını vermiyorsa; tüccar insanları kandırıyorsa; gazeteci bile bile yalan yayıyorsa, mesele yalnızca mesleki bir hata değildir. Bunlar aynı zamanda ahlaki problemlerdir.
Ahlak ezberlenen bir bilgi değil, davranışlarla kazanılan bir karakterdir.
İnsan dünyadan ayrıldığında, belki de insanın bu dünyada bırakabileceği en değerli iz, arkasından söylenecek şu birkaç kelimedir: