“Fotoğraf Makinem Silahım, Hafızam Tanığım, Vicdanım Yolumdur”
SELİM TOPRAK
Selim Toprak; Batman’ın hafızasına tanıklık eden bir gazeteci, kentin ruhunu fotoğraflarıyla belgeleyen bir sanatçı, insan haklarının ve özgürlüklerin yılmaz savunucusu, kalemiyle yaşadığı şehrin hikâyesini anlatan, kentin hafızasına katkı sunan, halk tarafından sevilen emektar bir kanaat önderi ve aydındır.
TAHİR EREN: Fotoğraf sanatçısı değerli üstadımız Selim Toprak ile bir araya geldik. Fotoğraf sanatına, Cumartesi Anneleri’ni anlattığı kısa filmine, Batman’daki kültür-sanat çalışmalarına, insan haklarına ve çözüm sürecine dair konuştuk. Bizi kırmayarak bu değerli sohbeti gerçekleştirme fırsatı verdiği için kendisine teşekkür ediyor, sağlık dolu nice yıllar diliyoruz.
1- Öncelikle sizi biraz tanımak isteriz. Selim Toprak kimdir?
SELİM TOPRAK: 2 Ocak 1956’da Kurtalan’a bağlı Oyacık köyünde dünyaya geldim. İlkokulun ikinci sınıfına kadar köyümde okudum. Babamın işi nedeniyle 1965 yılında Batman’a taşındık. İlk, orta ve lise öğrenimimi Batman’da tamamladım. Çocukluğum, gençliğim, sevinçlerim, acılarım ve hayatımın büyük bölümü bu şehirde geçti.
Evliyim, iki çocuk babasıyım. Büyük kızım evli, küçük kızım ise iç mimar olarak Batman’da yaşamını sürdürüyor. Ben de uzun yıllar emek verdiğim TPAO’dan emekliyim.
Batman benim için yalnızca yaşadığım bir şehir değil; hayatımın kendisidir.
2- Fotoğraf çekmeye nasıl başladınız? Fotoğrafçılık hayatınızın neresinde yer alıyor?
Bir fotoğraf makinesiyle başlayan yolculuk
Fotoğrafla tanışmam ortaokul yıllarında başladı. Harçlığımı çıkarmak için Jubiter marka bir fotoğraf makinem vardı. Okul arkadaşlarımın fotoğraflarını çekerek hem harçlığımı kazanıyor hem de farkında olmadan hayatımın en büyük tutkusunu büyütüyordum.
Daha sonra Zennit marka bir fotoğraf makinesi aldım. Yıllarca fotoğraf çektim. TPAO’dan emekli olduktan sonra Batman’daki fotoğrafçı arkadaşlarımla bir araya gelerek Batman Fotoğraf Topluluğu’nu kurduk. Zamanla bu oluşumu derneğe dönüştürdük ve Batman Kültür Sanat Derneği’ni kurduk.
Fotoğrafın yanında tiyatro, edebiyat ve resim alanlarında da etkinlikler düzenledik. Çok sayıda fotoğraf sergisi açtık, öğrencilere fotoğraf kursları verdik.
Ben de dernek çalışmalarının dışında yurt içinde ve yurt dışında kişisel sergiler açtım.
İlk sergim “Biz Dünyayı Çocuklardan Ödünç Aldık” adını taşıyordu. Bu sergi büyük yankı uyandırdı. Ardından Almanya’da açtığım “Mezopotamya’nın Çığlığı” sergisiyle ismim yalnızca Batman’da değil, Türkiye’de fotoğrafla ilgilenen çevrelerde de duyulmaya başladı.
3- Fotoğraf sizin için ne ifade ediyor? Fotoğrafçılık hayatınızın neresinde yer alıyor?
Fotoğraf benim için yalnızca sanat değil, huzurdur
Fotoğraf hayatımın vazgeçilmezidir.
Makinemi elime alıp doğaya çıktığım zaman stresten, sıkıntılardan ve hayatın bütün ağırlığından uzaklaşırım. Oyuncağını kaybedip sonra bulan bir çocuk gibi huzurlu olurum.
Fotoğrafçılar biraz da avcıya benzer. Bazen yüz kare çekersin, içinden iki güzel kare çıkar. Sonra insanlara o iki fotoğrafı gösterip “İşte benim fotoğraflarım bunlar.” dersin. Geri kalan doksan sekiz kareyi kimse görmez.
Ama o görünmeyen karelerin her biri fotoğrafçının emeğidir.
4- Günümüzde açılan fotoğraf sergilerini bizler için değerlendirir misiniz? Sanatsal açıdan fotoğraf sergileri ne ifade ediyor, kültürel hayatımızda nasıl bir yer kaplıyor?
Fotoğrafçı ne yapar?
Bana göre fotoğrafçı, kimsenin görmediğini gören ve gördüğünü sonsuza kadar insanlara ulaştırandır.
Bir anı zamana teslim eder. Bugünün görüntüsünü yarının hafızasına bırakır.
Bu nedenle fotoğraf benim için yalnızca estetik değildir; aynı zamanda bir tanıklık, bir bellek ve bir sorumluluktur.
Ben sanatın toplum için olduğuna inanıyorum.
Bilinçli, aydın ve sanatla iç içe yaşayan bir toplumun kötülük üretme ihtimali azalır. Sanat insanın ruhunu güzelleştirir, düşüncesini özgürleştirir.
Sanatla uğraşan insanlar çoğu zaman toplumun marjinal insanları olarak görülür. Oysa onların derdi farklı değildir; daha güzel, daha özgür ve daha yaşanabilir bir dünya yaratmaktır.
Ben özgür bir dünyada kötülüğün olmayacağına inanıyorum.
5- Cumartesi Anneleri’ni anlatan kısa bir film ile Türkiye’deki kayıp insanları anlattığınız bir belgesel çektiniz. Bu film ve belgesel bizlere ne anlatıyor, hangi hayatlara dokunuyor? Bu çalışmalar sizde nasıl izler bıraktı?
Cumartesi Anneleri, toplumların ve ülkelerin kanayan yaralarından biridir. Türkiye’de Cumhuriyet öncesinden başlayan acıların, kayıpların ve adaletsizliklerin bugüne kadar taşınan bir yüzüdür.
Bir gün İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nin önünden geçerken, ellerinde Hasan Ocak’ın ve kaybedilen onlarca insanın fotoğraflarını taşıyan anneleri gördüm.
Kocasını kaybeden kadınlar, evladını kaybeden anneler, babasını kaybeden çocuklar…
Etraflarında ortak acıyı paylaşan insanlar vardı. Dayanamadım, ben de bir fotoğraf aldım elime. O an empati yaptım.
Kendi kendime, “Madem ben sanatla uğraşıyorum, bu insanların yaşadığı dramı belgelemek ve gelecek kuşaklara aktarmak benim boynumun borcudur.” dedim.
Çünkü o acıları anlatmasaydım, hayatımda bir eksiklik kalacaktı.
Kendimi bu topluma borçlu hissettim. Çünkü acılarımız ortaktı.
6- Daha önce İnsan Hakları Derneği’nde (İHD) çalışıyordunuz. İHD ile tanışmanız nasıl oldu, orada hangi çalışmaları yürüttünüz?
İnsan hakları mücadelesi benim insanlığa borcumdu
2000’li yıllarda Türkiye’de hak ihlallerinin yoğun yaşandığı dönemlerden geçtik. Faili meçhul cinayetler, köy boşaltmaları, asker ve gerilla ölümleri, ailelerin yaşadığı tarifsiz acılar…
Kardeş kanının durması ve insan haklarının savunulması gerektiğine inanarak, tarafsız olduğuna inandığım İnsan Hakları Derneği’nde aktivist olarak görev aldım.
Bu benim için bir siyasi tercih değil, insanlığa karşı görevdi.
Çünkü ben de bu coğrafyada yaşıyordum ve yaşananların tanığıydım.
O yıllarda insan hakları mücadelesinin içinde olmak ateşten gömlek giymek gibiydi. Defalarca farklı güçler tarafından ölümle tehdit edildim. Ama hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmedim.
7- Batman Sonsöz Gazetesi’ndeki yazılarınızda hep Batman’ın “sessiz çınarlarını”, emekçilerini, annelerini ve şehrin kültür hafızasını işliyorsunuz. Şehrin bu “görünmeyen” yüzlerini yazma motivasyonunuz nereden geliyor?
Bir şehrin hafızası kaybolmasın
Bir şehirde elli, altmış yıl yaşamışsanız; çocukluğunuzu, gençliğinizi, sevinçlerinizi ve acılarınızı o şehirde yaşamışsanız, artık o şehrin hafızasının bir parçasısınızdır.
Ben Batman’ın hafızasına tanıklık ettim.
Bu nedenle Batman’a emek vermiş, bu şehre değer katmış insanları yazmayı ve gelecek kuşaklara anlatmayı kendime insani bir görev bildim.
Çünkü şehirler yalnızca binalardan ve caddelerden oluşmaz.
Şehirleri şehir yapan, insanların bıraktığı izlerdir.
8- Batman Sonsöz Gazetesi TV’de “Sanata Yolculuk” programının sunuculuğunu yapıyorsunuz. Batmanlı sanatçıların kültür ve sanat faaliyetleri, televizyon, belgesel ve sinema çalışmaları hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz?
Görünmeyen sanatçıların sesi olmak
Her şehrin adı fazla duyulmayan ama son derece yetenekli sanatçıları vardır.
Hayatım boyunca kültür sanatın içinde olduğum için, Batman Sonsöz Gazetesi’nin İmtiyaz Sahibi Ercan Atay Bey bir gün bana sanatçılarla ilgili bir program yapmayı teklif ettiğinde hayır diyemedim.
Batman ve yöresinde kendini tanıtma fırsatı bulamamış birçok sanatçı dostumla güzel programlar yaptık.
Bazen insan tam da en üretken olduğu dönemde hayatın beklenmedik engelleriyle karşılaşıyor. Ben de en üretken olduğum dönemde ciddi sağlık sorunları yaşayınca programı geçici olarak bırakmak zorunda kaldım.
Ama geriye dönüp baktığımda güzel işler yaptığıma inanıyorum.
9- Sanat anlayışınızı “Acı çekenin yanında duruyorum, sanatımla onlara değiyorum.” şeklinde özetliyorsunuz. Bu felsefe vizörün arkasındaki bakışınızı nasıl şekillendiriyor?
Tanıklık etmek, belgelemek ve anlatmak
Eğer bu coğrafyada yaşıyorsanız, burada yaşanan acıları duyuyorsanız ve bütün bunlara tanıklık ediyorsanız, onları belgelemek ve sanat yoluyla topluma aktarmak sizin insani görevinizdir.
Ben fotoğrafı bunun için kullandım.
Çünkü bazı acılar anlatılmaz, gösterilir.
Bazı hikâyeler yazıyla değil, bir fotoğraf karesinin sessizliğiyle geleceğe bırakılır.
10- Uzun yıllardır Uluslararası Af Örgütü bünyesinde aktif gönüllülük yapıyorsunuz. Disiplin kurulu üyeliği de yaptınız. Bölgede bir insan hakları savunucusu olmanın getirdiği en büyük sorumluluklar ve zorluklar nelerdir?
Şiddetsiz bir dünya için
Bana göre Uluslararası Af Örgütü, dünyanın en hümanist ve en tarafsız insan hakları hareketlerinden biridir.
Din, dil ve ırk ayrımı yapmadan insan haklarını savunması benim için çok değerlidir. Kendi ülkenizdeki hak ihlalleri konusunda eylem yapamıyor olabilirsiniz; ama dünyanın başka yerlerindeki hak ihlallerine karşı sesinizi yükseltebilirsiniz.
Af Örgütü’nün önemli özelliklerinden biri de eylemlerinin şiddetsiz ve demokratik olmasıdır.
Batman’daki en anlamlı eylemlerimizden biri, oyuncak silahını getiren her çocuğa bir kitap vermemizdi.
Mesajımız çok açıktı:
Silah yerine kitap.
Savaş yerine barış.
Nefret yerine kardeşlik.
11- Fotoğraf makinesini sadece estetik bir araç olarak değil, bir hak arama ve toplumsal adaletsizlikleri belgeleme enstrümanı olarak nasıl konumlandırıyorsunuz?
Fotoğraf makinem benim silahımdır
Benim silahım fotoğraf makinemdir.
Benim savaşım insanlarla değil; cehaletle, unutmakla, adaletsizlikle ve kötülükle.
Ben fotoğraf makinemle insanlara zarar vermek değil, insanlığın hafızasına bir şey bırakmak istiyorum.
12- Zorlu bir kanser sürecini atlattınız ve ardından yeniden makinenizle sahaya dönme kararı aldınız. Sağlık mücadelesi verirken hayata ve sanata tutunma gücünü nasıl buluyorsunuz?
Beni hayatta tutan şey üretmek
Beni bugüne kadar ayakta tutan en önemli şey, ürettiklerimdir.
Ürettiklerimi insanlarla paylaşmak, onların sevgisini ve dostluğunu görmek bana inanılmaz bir motivasyon verdi.
İnsanların bana inanması, sevgiyle yaklaşması ve yaptığım işlere değer vermesi, düştüğüm zamanlarda yeniden ayağa kalkmamı sağladı.
Bazen insanı ilaçlar değil, insanların sevgisi hayata bağlar.
13- Gerçekleştirmek istediğiniz projeler arasında Ezidilerin hikâyesini çekmek ve Koçerlerin göçünü belgeselleştirmek olduğunu biliyoruz. Bu iki topluluğun odak noktanızda olmasının özel bir sebebi var mı?
Köklerim ve Ezidiler
Koçerler benim kökenimdir.
Ezidiler ise tarih boyunca ağır acılar yaşamış, zulme ve soykırımlara uğramış mazlum bir halktır.
Mazlumun yanında olmak benim için kimlik meselesinden önce insanlık meselesidir.
Çünkü acının dini, dili, ırkı yoktur.
14- Batman’ın genç aktivistlerine, genç gazetecilerine ve fotoğraf sanatçılarına vizyonlarını genişletmeleri için vereceğiniz en temel tavsiye nedir?
Gençlere mesajım
Gençler toplumun gerçekliklerinden uzaklaşmasınlar.
Sanatla, kültürle, edebiyatla, sporla iç içe olsunlar.
Sanatın her dalı insanı aydınlığa götüren bir yoldur. O aydınlığın içinde yerlerini alsınlar.
Kendi kültürlerine, geçmişlerine ve yaşadıkları şehrin değerlerine sahip çıksınlar.
Çünkü geçmişini bilmeyen bir toplum, geleceğini sağlam kuramaz.
15- Garzan’da yakın tarihe baktığımızda aşiretleri görüyoruz. Ailenizin Garzanlı Pencenar aşiretinin Mırada koluna bağlı olduğunu biliyoruz. Batman’da Pencenar dahil aşiretler dernekler vasıtasıyla örgütleniyor. Aşiret derneklerinin faaliyetleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Dernekler toplumun kılcal damarlarıdır
Dernekler, insanların ortak amaçlar etrafında bir araya gelmesini sağlayan önemli yapılardır. Dayanışmayı, güven duygusunu ve toplumsal iletişimi güçlendirir.
Gönüllülük temelindeki bu yapılar, farklı sosyal kesimleri birbirine yaklaştırır ve katılımcı yurttaşlığı güçlendirir.
Bugün toplumun kılcal damarlarına ulaşmanın en etkili yollarından biri de bu tür örgütlenmelerdir.
Aşiret bağları üzerine kurulan dernekler ise farklı bir tartışma alanıdır. Feodal yapıların yeniden üretilmesi tehlikesi taşıyabilir. Ancak toplumsal dayanışma ve örgütlenme açısından doğru okunur, amaçları ve sınırları net belirlenirse modern toplumun inşasında önemli bir rol de üstlenebilir.
Burada önemli olan niyetin, amacın ve hedefin açık olmasıdır.
16- Batman’ın son otuz yıldaki değişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kentin en önemli sosyal sorunları nelerdir? Batman’ın kültürel ve tarihi değerleri sizce yeterince tanıtılıyor mu?
Batman hak ettiği değeri bulmalı
Batman bugün büyüyen ama hâlâ büyük ölçüde köy-kent görünümünden kurtulamamış bir şehir.
Altyapı ve yeşil alanlar konusunda ciddi eksiklikleri var.
Toplumun kanayan yaraları arasında uyuşturucu, bahis ve faiz önemli bir yer tutuyor. Ekonomik sıkıntılarla birlikte toplumsal ve ahlaki değerlerde de ciddi bir aşınma yaşanıyor.
Bu nedenle bölgenin kanaat önderleri, din insanları, aydınları, yazarları ve sivil toplum kuruluşları ortak bir sorumlulukla harekete geçmelidir.
Batman hak ettiği değeri bulmalıdır.
Şehrin kültürel ve turistik anlamda yeterince tanıtılmadığını düşünüyorum. Kültür ve turizm alanındaki çalışmaların daha güçlü olması gerekiyor.
Hâlâ doğru dürüst bir tiyatro salonumuzun, yeterli sayıda sanat galerimizin olmayışını büyük bir eksiklik olarak görüyorum. Genç ressamlarımız, fotoğrafçılarımız eserlerini sergileyecek alan bulmakta zorlanıyor.
Batman, petrol şehri olmanın yanında kültür ve sanat şehri de olmalıdır.
17- Çözüm süreci hakkında ne düşünüyorsunuz? Çatışmalı ortamdan zarar görmüş ve bedel ödemiş biri olarak toplumsal barışın sağlanması için en önemli adımlar sizce ne olmalıdır?
Barış için hayatımı vermeye hazırım
Toplumsal barış sürecini sonuna kadar destekliyorum.
Bu ülkede barışın kalıcı olması için her iki tarafın da ciddi adımlar atması gerektiğine inanıyorum.
Bu kirli savaşta evladını kaybetmiş bir baba olarak söylüyorum:
Bu ülkede barışın gelmesi için hayatımı ortaya koymaya hazırım.
Ben Kürt çocuklarının da Türk çocuklarının da ölmesini istemiyorum.
İstediğim tek şey, çocuklarımızın birbirine silahla değil, sevgiyle bakması; aynı gökyüzünün altında barış içinde yaşayabilmesidir.
18- Batman’ı on yıl sonra nasıl görmek istiyorsunuz? Genç gazetecilere ve fotoğrafçılara hangi tavsiyelerde bulunursunuz?
Nasıl bir Batman istiyorum?
Ben Batman’ı modern, çağdaş, yeşil alanları ve parkları bol bir kent olarak görmek istiyorum.
Çocuklarımızın oynayabileceği özel alanların, gençlerin sanatla buluşabileceği merkezlerin, tiyatroların, galerilerin ve kültür mekânlarının çoğalmasını istiyorum.
Genç gazeteci arkadaşlarıma da bir sözüm var:
Taraf olmayın ama gerçeklerin tarafında olun.
Haberlerin üzerine cesaretle gidin. Kaleminizin mürekkebi kadar vicdanınız da güçlü olsun.
Çünkü gazetecinin kalemi, toplumun vicdanıdır.
19- Şu anda neler yapıyorsunuz? Hâlihazırda devam eden çalışmalarınız nelerdir? Hayatınızın bundan sonraki döneminde gerçekleştirmek istediğiniz projeler nelerdir?
Bugün ve yarın
Sağlık sorunlarım nedeniyle artık eskisi kadar aktif olamıyorum. Zamanımın büyük bölümünü evde kitap okuyarak ve yazarak geçiriyorum.
Gelecekte ne olur bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var:
Hayatım boyunca elimden geldiğince üretmeye, gördüklerimi belgelemeye, yaşadıklarımı anlatmaya ve bu topluma bir şeyler bırakmaya çalıştım.
Belki bundan sonra daha az fotoğraf çekeceğim, daha az insanla bir araya geleceğim.
Ama hafızam yettiğince yazmaya, gördüklerimi anlatmaya devam edeceğim.
Çünkü insanın bu dünyada bıraktığı en değerli miras, ardında bıraktığı iyilikler, dostluklar ve insanlara dokunan izlerdir.
VE SON SÖZ…
Bütün bu yolculukta bana destek olan, bana inanan, dostluğunu ve sevgisini esirgemeyen insanlara teşekkür ediyorum.
Özellikle bana bu imkânı sunan Garzan Kurtalanlılar Platformu’na teşekkür ediyor, böylesine üretken ve dayanışmacı bir yapı oluşturdukları için kendilerini kutluyorum.
Benim hayatım biraz fotoğraf, biraz sanat, biraz mücadele, biraz acı, biraz da umuttur.
Ama hepsinin merkezinde insan var.
Çünkü ben fotoğraf makinemle yalnızca görüntü çekmedim; bir şehrin hafızasını, bir coğrafyanın acılarını, insanların umutlarını ve kendi hayatımın tanıklıklarını geleceğe bırakmaya çalıştım.
Ve hâlâ inanıyorum:
Fotoğraf makinem elimde olduğu sürece hafızam susmayacak.
Kalemim elimde olduğu sürece tanıklığım bitmeyecek.
İçimde insan sevgisi olduğu sürece mücadelem devam edecek.
Tahir Eren: Bu sıcak ve keyifli söyleşi için teşekkür ederiz. Hayatınız boyunca verdiğiniz demokrasi, insan hakları ve barış mücadelesini kültür ve sanatla birleştirerek sürdürmenizi, bu değerli mücadelenizi insanlık adına önemsiyoruz. Başarılarınızın devamını diliyor, hayatınızda sağlık ve mutluluk temenni ediyoruz.